TCK ve CMK’da Yapılan 27/05/2022 Tarihli Değişiklikler
7406 sayılı “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 27 Mayıs 2022 tarihli 31848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. TCK’da yapılan değişikliklere paralel olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) da değişiklikler öngörülmüştür.
TCK’da yapılan düzenlemeler:
- Kasten öldürme suçunun nitelikli hallerini düzenleyen TCK 82. Maddesine eklenen (f) bendi ile kasten öldürme suçunun kadına karşı işlenmesinin cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak belirlenmiştir.
- Kasten yaralama suçunu düzenleyen TCK 86. Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümle ile basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek kasten yaralama suçunun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırının altı aydan az olamayacağı kararlaştırılmıştır.
- İşkence suçunu düzenleyen TCK 94. Maddenin ilk fıkrasına eklenen cümle ile işkence suçunun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırının beş yıldan az olamayacağı kararlaştırılmıştır.
- Eziyet suçunu düzenleyen TCK 96. Maddenin birinci fıkrasına eklenen cümle ile eziyet suçunun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırının iki yıl altı aydan az olamayacağı kararlaştırılmıştır.
- Tehdit suçunu düzenleyen TCK 106. maddenin ilk fıkrasına eklenen cümle ile tehdit suçunun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırının dokuz aydan az olamayacağı kararlaştırılmıştır.
- TCK’ya 123/A Maddesi eklenerek, “ısrarlı takip suçu” adı altında yeni bir suç tipi düzenlenmiştir.
- “Kamu Hizmetlerinden Yararlanma Hakkının Engellenmesi” başlıklı TCK 113. Maddesine, suçun konusunun “sağlık hizmeti” olması halinde cezanın artırılacağını öngören fıkra eklenmiştir.
CMK’da Yapılan Düzenlemeler:
- CMK 100. Maddede yer verilen, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni var sayılabileceği öngörülen ve “katalog suçlar” olarak bilinen suçların kapsamı genişletilmiştir. Buna göre, daha önce katalog suçlar arasında yer verilen “silahla işlenmiş kasten yaralama” ifadesi “kasten yaralamaya” dönüştürülmüş, silahla kasten yaralamaya ek olarak, kasten yaralama suçunun “beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı” ve “canavarca hisle” işlenmesi nitelikli halleri katalog suçlara eklenmiştir.
- Yine aynı düzenleme ile “Kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu” ve “Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu” da katalog suçlar arasına girmiştir.
- Mağdur ile şikayetçinin haklarını düzenleyen CMK 234. Maddesinde yer verilen, soruşturma ve kovuşturma evresinde vekili bulunmaması halinde baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme hakkının kapsamı genişletilerek, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara “çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence ve eziyet suçları” da eklenmiştir.
- Uzlaştırmayı düzenleyen CMK 253. Maddesinin uzlaşma yasağını düzenleyen üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle “soruşturması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda” öngörülen bu yasak kapsamına “ısrarlı takip suçu (TCK 123/A)” da eklenmiştir. Yani TCK’ya yeni dahil edilen ısrarlı takip suçunun uzlaştırma kapsamında olmayacağı kararlaştırılmıştır.
Ayrıca 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na madde eklenmek suretiyle “Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek” karar verme yetkisi verilen Mesleki Sorumluluk Kurulu oluşturulmuştur.
Döviz Cinsinden ve Dövize Endeksli Sözleşmeler Hakkında Düzenleme Yapıldı (21/04/2022)
19/04/2022 tarihli, 31814 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ no:2008-32/34)’de değişiklik yapılmasına dair tebliğ (Tebliğ No: 2022-32/66) ile yürürlükte bulunan “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ no:2008-32/34)’in 8. Maddesi’nin 9. Fıkrasında değişiklik yapılmıştır. Değişiklik yapılan ilgili madde şu şekildedir (yapılan değişiklik koyu renkli olarak gösterilmiştir):
“Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; taşıt satış sözleşmeleri dışında kalan menkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları mümkündür. (Ek cümle: RG-19/4/2022-31814) Ancak sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesi ve kabul edilmesi zorunludur.”
19 Nisan 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bu değişiklik ile beraber taşıt satış sözleşmeleri dışında kalan menkul satış sözleşmelerinde, sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması hala mümkün iken bunların ödemelerinin Türk Lirası üzerinden gerçekleştirilmesi artık zorunludur.

İptal Edilen Düğün Organizasyonunun Ücreti Hakkında Yargıtay Kararı (20/03/2022)
Düğün yapacak çift, düğün salonu işletmecisiyle sözleşme imzaladı. Sözleşmede; düğün için yapılacak organizasyona dair birçok detaya yer verildi ve düğün salonu işletmecisine kaparo olarak bir miktar para verildi. Ancak düğün yapacak çiftin nişanı bozması sebebiyle, düğün organizasyonu sözleşmede kararlaştırılan tarihe 30 gün kala iptal edildi.
Düğün salonu işletmecisi, düğün sahibi ile imzaladığı sözleşmede yer alan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşmede belirlenen tarih ve saatte farklı bir düğün organizasyonu yapılmadığını ancak sözleşmede belirlenen tarihten sadece 30 gün önce sözleşmenin iptal edildiğini gerekçe göstererek, bakiye kalan bedelin ödenmemesi nedeniyle düğün sahibi hakkında icra takibi başlattı. Düğün sahibi icraya itiraz edince takip durduruldu.
Takip eden hukuki sürecin sonunda dava dosyasını inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi önemli bir karara imza attı. Yüksek mahkeme, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan; “Alınan kaparo iade edilemez. Merasimden vazgeçildiği takdirde aynı tarihli gün ve saat satılmaz ise anlaşmadaki ücret tam alınır” şeklindeki maddenin haksız şart olduğunu belirtti. İlgili kararda şu ifadelere yer verildi:
“Sözleşme sırasında, organizasyon öncesinde işletmenin herhangi bir iptal durumuna karşı almış olduğu 500 TL kaparonun işletmenin iptal edilen geceyi tekrar satamasa dahi sadece düğün salonu yeri kiralama zararı için yeterli olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece söz konusu yerin satılamaması halinde uğranılan menfi zararları da karşılar nitelikte karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, bilirkişi raporuna göre karar verildiği anlaşıldığından Adalet Bakanlığı’nın bu yöne ilişen kanun yararına bozma isteği yerinde görülmemiştir.”
Böylece Yüksek Mahkeme tarafından, düğün sahibi tarafından verilmiş olan kaparonun, iptal edilen düğün organizasyonu sebebiyle düğün salonu işletmecisinin uğradığı zararı karşılamaya yeterli olduğu, bu nedenle organizasyon için taraflar arasında kararlaştırılan ücretin kalan kısmının düğün sahibinden talep edilemeyeceği yönünde karar verilmiş oldu.

Eşinin Geçmişe Ait Sağlık Bilgilerini Temin Eden ve Yayan Kişi Hakkında Anayasa Mahkemesi Kararı (18/03/2022)
Karı-koca arasında görülmekte olan boşanma davasında, kadın, evlendikten sonra migren ataklarının arttığını ve bu durumun da eşinden kaynaklandığını öne sürdü. Bunun üzerine doktor olan koca, bu iddianın aksini ispatlamak amacıyla yaptığı araştırma sonucunda, eşinin evlenmeden önceki döneme ait hastane raporları ve teşhis-tedavi bilgilerine ulaştı. Doktor olan koca, ulaştığı bu belge ve bilgileri boşanma davası kapsamında mahkemeye delil olarak sundu. Bunun üzerine eşi tarafından görevi kötüye kullanma, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi ve paylaşılması suçlarını işlediği iddiasıyla şikayet edildi.
Şikayeti değerlendiren Başsavcılık, eylemin mahremiyetin ve özel hayatın ihlali olarak nitelendirilemeyeceğine karar verdi. Başsavcılık kararına Sulh Ceza Hakimliği nezdinde yapılan itiraz da reddedilince konu Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Anayasa Mahkemesi, yaptığı incelemede şu değerlendirmelerde bulundu:
“Başvurucunun gördüğü tedaviler ile sağlık durumuna ve geçirdiği hastalıklara ilişkin bilgilerin başvurucuya ilişkin kişisel veri niteliğinde olduğu, kişisel veri mahiyetindeki bilgilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesinin ve açıklanmasının da mevzuatta suç olarak düzenlendiği açıktır.
Soruşturmanın etkili ve özenli şekilde yürütülmesi konusunda kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüğün gerektirdiği şartların somut olayda yerine getirilmediği değerlendirilmiştir.”
Anayasa Mahkemesi, şikayetçi eşin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine hükmederek, konu hakkında yeniden soruşturma yapılmak üzere dosyanın Başsavcılığa gönderilmesine karar verdi. Anayasa Mahkemesi böylece, şikayetçi eşin itirazını haklı bulmuş oldu.

Yalaka Demenin Hakaret Suçu Oluşturmadığına Dair Yargıtay Kararı (12/03/2022)
Bir iş için gittiği kamu kurumunda memurlara öfkelenen vatandaş, memurlara yönelik olarak “Sizler yalakasınız” dedi. İlgili memurların şikayeti üzerine hakaret suçlamasıyla hakkında soruşturma başlatılan vatandaş Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandı.
Sanık hakkında, memurlara yönelik olarak sarf ettiği “yalaka” sözü sebebiyle hakaret suçu işlediği gerekçesiyle mahkumiyet kararı verildi. Ancak müracaat üzerine dava dosyasını inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi söz konusu mahkumiyet kararını bozdu. İlgili kararda şöyle denildi:
“Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir.
Olay günü sanıkların müştekilere söylediği kabul edilen ‘’Sizler yalakasınız’ şeklindeki sözlerin, muhatapların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.”

İnternet Üzerinden Satışlarda Dolandırıcılık Hakkında Yargıtay Kararı (02/03/2022)
İnternet üzerinden cep telefonu satma vaadinde bulunarak, müşterilere cep telefonu yerine salatalık, sigara bırakma cihazı, oyuncak gibi ucuz malzemeler gönderen bir şahıs, “nitelikli dolandırıcılık” suçlaması ile yargılandığı davadan beraat etti. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısının temyiz başvurusu üzerine dava dosyasını inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesi, önemli bir karara imza attı.
Kararda, satışı yapan şahsın eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçuna vücut verdiğine dikkat çekilerek; “Olayda sanığın bir internet sitesinde cep telefonu satışı için ilan verdiği, mağdurla 150 TL’ye satış konusunda anlaşıldığı, ortadadır. Anlaşılan ücretin sanığın verdiği hesaba yatırıldığı ancak sanığın gönderdiği koli açıldığında içinden sigara bırakma cihazının çıktığı belirlenmiştir.” denildi.
Yüksek Mahkeme, müşteriye gönderilen kargodan cep telefonu yerine sigara bırakma cihazı çıkmasına ilişkin olarak, bu iki ürünün karıştırılmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca, yapılan incelemede sanığın farklı mağdurlara yönelik de benzer eylemlerde bulunmuş olduğuna ve bu konuda hakkında başka davalar da adına açılmış olduğuna dikkat çekildi.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi kararında; “Sonuç olarak sanığın baştan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği ve fiilinin Türk Ceza Kanunu’nun.158/1-f maddesinde düzenlenen bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Mahkeme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir” hükmünde bulunarak, sanık hakkında verilmiş olan beraat kararını bozdu.

İstifa Etmeden Önce Başka İşyeri ile Anlaşan İşçi Hakkında Yargıtay Kararı (01/02/2022)
Yargıtay Milyonlarca özel sektör çalışanını yakından ilgilendiren bir karara imza attı. Yüksek Mahkeme, fesih için haklı sebepleri bulunan bir işçinin, fesih tarihinden sonraki işsizlik sürecini ve geçim koşullarını dikkate alarak, fesihten önce başka bir işe başvurmuş olması ve bu başvurusunun kabul edilmesinin feshin kötü niyetli olduğu sonucunu doğurmayacağına dikkat çekti.
Bursa’nın İnegöl ilçesinde özel bir şirkette çalışan İ.K., İş Kanunu Madde 24/2-e hükmü uyarınca iş akdini haklı sebeple feshettiğini işyerine bildirerek, işçilik alacaklarının tahsili amacıyla dava açtı. İnegöl İş Mahkemesi, davanın kısmen kabulüne karar vererek, işçinin kıdem tazminatı talebini reddetti. Mahkeme buna gerekçe olarak; davacının davalı iş yerinde çalışmakta iken kamu kurumuna atanmak üzere hazırlık işlemleri yaptığını, atanmasına ilişkin sürecin kesinleşmesi üzerine iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini beyan etmiş ise de gerçek iradesinin başka kurumda çalışma olgusu olduğu sabit olmakla davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağına dikkat çekti.
Mahkeme kararını hem davacı hem de davalı avukatı istinafa götürdü. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nin; “Davacının gerçekteki iş akdinin fesih gerekçesinin memuriyete geçmek olduğu anlaşılmakla kıdem tazminatı talebinin reddi usul ve yasaya uygun bulunmuştur.” gerekçesi ile başvuruyu reddetmesi üzerine davacı işçi kararı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi.
Emsal nitelikte bir karara imza atan Daire, dava konusu olay bakımından istifa eden işçinin başka bir iş bulmasının kötü niyetli olmadığına dikkat çekti. Kararda şöyle denildi:
“Fesih için haklı sebepleri bulunduğunu iddia eden bir işçinin, muhtemel fesih tarihinden sonraki işsizlik sürecini ve geçim koşullarını nazara alarak, fesihten önce başka bir işe başvurmuş olması ve bu başvurusunun kabul edilmesinden sonra, iş sözleşmesini feshetmesi, işverenden kaynaklanan haklı fesih olgusunu ortadan kaldırmayacağı gibi bu feshin kötü niyetli olduğu sonucunu da doğurmaz. Zira burada fesih iradesinin doğduğu anda değil de sonradan açıklanması, makul kabul edilebilir insanî kaygılardan kaynaklı olup, işvereni zarara uğratma kastı da bulunmadığından, hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi yerinde olmayacaktır. Hülasa; haklı fesih sonucunu doğuran sebepler işverenden sadır olup, davacı işçilerce bu hak fiilen yeni işe başlanılmasından evvel kullanıldığı gibi fesihten önce iş başvurusu yapılıp kabul edilmesinden sonra kullanılmasının da makul kabul edilebilir insani kaygılardan kaynaklı olduğu anlaşılmıştır. Bu hakkın dürüstlük kuralına aykırı kullanıldığının kabul edilmesi hakkaniyet ve adalet ilkesi ile de bağdaşmayacağından, uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin kararı doğrultusunda giderilmesine karar verilmiştir.”
Sosyal Medya Üzerinden İşlenen Hakaret Suçunda Failin Tespiti Hakkında Yargıtay Kararı (29/01/2022)
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, sosyal medya üzerinden hakaret suçu işlendiği iddiası üzerine yürütülen bir soruşturma sonucunda, failin tespitinin mümkün olmaması gerekçesi ile verilen kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararı üzerine yapılan başvuru neticesinde önemli bir karara imza attı.
Karara konu olayda, şüpheli …. , Facebook uzantılı sosyal medya hesabından; “Kendi tipine önce bak kadin veya erkek olduğun belli deyil serefsiz” şeklinde bir paylaşım yapmış, bunun üzerine hakkında şikâyetçi olunmuş ve soruşturma başlatılmıştır. Soruşturmayı yürüten Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı, Facebook isimli sosyal paylaşım sitesi ile ilgili olarak yapılan istinabe taleplerinin, sitenin faaliyet merkezinin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) adIî makamlarınca cevaplanmadığı, açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen şüpheli hakkında kovuşturma imkanı bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın kaldırılması için yapılan başvuru ise Denizli 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedilmiştir.
Bunun üzerine yapılan başvuru neticesinde Yüksek Mahkeme; Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öne sürülen gerekçeyi tek başına yeterli bulmamış, ABD makamlarının failin kimliğinin tespitine ilişkin taleplere nasıl olsa cevap vermeyeceğinden hareketle, Başsavcılığın hiçbir soruşturma işlemi yapmaksızın doğrudan kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararı vermesini hukuka aykırı bulmuştur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi söz konusu karar gerekçesinde; “ABD makamlarının istinabe taleplerine ilişkin bilgi vermediği, bu nedenle sosyal paylaşım siteleri aracı kılınmak suretiyle iddia edilen eylemin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği yönündeki bilgilerin elde etme imkanının teknik ve hukuki açıdan mümkün olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmişse de, CMK’nın 172/1. maddesindeki, kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinin somut olayda mevcut olmadığı, dosya kapsamında hiç bir soruşturma işleminin yapılmadığı anlaşılmış, söz konusu sosyal medya hesabı ile ilgili açık kaynak araştırması yaptırılması, şüphelinin kimlik bilgilerinin kolluk marifeti ile tespitinin sağlanması, tespiti durumunda ifadesinin alınması ve sonucuna göre karar verilmesi, tespit edilemediği takdirde ise daimi arama kararı alınarak dava zamanaşımı süresince soruşturmaya devam edilmesi gerekirken, etkin soruşturma yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ve bu karara yapılan itirazın kabulü yerine reddedilmesi hukuka aykırı bulunduğundan, kanun yararına bozma talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.” demektedir.
Doktoru Darp Eden Sanık Hakkında Karar Verildi (04/01/2022)
17 Kasım gecesi Pendik Devlet Hastanesi’nde doktor E. D.‘yi darp ettiği gerekçesiyle Anadolu 69. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanık M. İ. hakkında karar çıktı. Sanığa, “Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı Kasten Yaralama” suçundan dolayı 1 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verilerek sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi. Mahkeme takdiri indirim uygulamadı.
Sanık mahkemede yaptığı savunmasında; yaptığı hatanın farkında olduğunu, mağdur doktordan özür dilediğini ve olaydan dolayı çok pişman olduğunu ifade etti.
Rekabet Yasağı İhlali Sebepli Davalarda Görevli Mahkemeye İlişkin Yargıtay Kararı (01/09/2021)
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisi sona erdikten sonraki süreçte rekabet yasağının ihlal edilmesi sebebiyle talep edilebilecek cezai şart ve tazminata ilişkin davalarda, görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğuna karar verdi.
Yüksek Mahkeme önceki dönemde verdiği kararlarında, iş ilişkisi sona erdikten sonraki rekabet yasağı sözleşmelerine ilişkin cezai şart ve tazminat davalarının ticari dava olduğunu ve dolayısıyla bu türden davalarda görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğuna hükmetmekteydi. Yargıtay böylece, 9. Hukuk Dairesi’nin söz konusu kararı ile içtihat değişikliğine gitmiş oldu.









